Zirvelerin Çağrısı: Bisiklet ve Rüzgarın Dansı

Deniz Akıncı:~$ cat posts/Tesadüf Değil, Sadece Yanlış Dinlenen Seslerdi Galiba.md

Tesadüf Değil, Sadece Yanlış Dinlenen Seslerdi Galiba

Kapadokya'nın o kızıl sessizliğinde, batık bir fotoğraf makinesinin içinde donakalmış gibi hissettiğim anlar oldu. Ya da Ege'nin tuzlu rüzgarını yüzüme vuran bir öğleden sonra, pedalların altında sadece kendi ritmimle dans ettiğimi sanarken, aslında o mükemmel dengeyi kurmaya çalışırken hatalar yaptığımı fark ettiğim anlar. Sürekli bir şeyleri "rastgele" diye etiketleme eğilimimiz var sanki. Sanki yaşamın sunduğu bu geniş palet, sadece tesadüfen oluşan renk geçişlerinden ibaret. Oysa benim gözüm, o paleti oluşturan ince ayarları yakalamaya çalışıyor.

Bu serinin o döngüsel başlıkları arasında kaybolduğumu fark ediyorum. "Tesadüf yoktu," diye yazmışım. Oysa o günkü hissiyatım, sanki her şey o kadar doğal akmış ki, bu mükemmeliyetin bir bedeli varmış gibi hissettim. Ve belki de o bedel, bilinçli bir müdahale gerektiriyordu.

Kontrol Sanatı mı, Teslimiyet mi?

Benim için sürüş, bir çeşit meditasyon. Dağ bisikleti, vücudunyla mekanik bir diyalog kurduğu bir dans. Yokuşun başladığı o kritik yüzde, zincirdeki en ufak bir atlama bile tüm senkronizasyonu bozan bir yabancı gibi geliyor. O an, kafamdaki "her şey olması gerektiği gibi gidiyor" yanılgısı sürerken, aslında en büyük hatamı yapıyorumdur. Belki de benim aradığım şey, o mükemmel görünümlü, kusursuz akış değilmiş. Belki de o akışa bilinçli olarak giden, küçük ama gerekli olan o dirençlerdir.

Tekneyle geliyorum. Denizin mavisi, okyanusun derinlikleri kadar sonsuz gibi görünüyor. Güneşin su yüzeyinde bıraktığı o binlerce kırık görüntü var. Bunları yakalamak için kameranın diyaframını kurarken, "Bu kare tesadüfen oluştu," diye düşünebilirim. Ancak o kusursuz beyazlık, benim o anda tüm değişkenleri —hava sıcaklığını, suyun hareketini, ışığın açısını— bilinçaltımda hesapladığımın kanıtı. Eğer bu hesaplamayı yapmasaydım, o kare sadece rastgele bir görüntüye dönüşürdü.

O Anlık Hata Payı

Geçmişteki bazı yazılarımda, bu spontanlığı övüp, "ruh halinin akışına bırakmanın güzelliği" gibi imgeler kullanmışım. Sanki doğa, her zaman benim mükemmel bir alıcım gibi davranmış. Oysa ben, bu büyük doğa sahnesine küçük, telaşlı, bazen de aşırı kontrolcü bir müdahil olarak giriyorum. Ve en büyük düşüşüm de bu: Bu ihtişamlı anların, benim küçük, insan odaklı ayarlamalarım olmadan var olamayacağını unutmak.

Belki de o günkü kaydettiğim karedeki hafif kasılmış kaslarımın gerginliği, o anın "tesadüfen" gerçekleşmediğinin en büyük kanıtıdır. Bir de bu yüzden, nihai olarak kendimi yargıladığım bir dinginlik yüzeyine düşüyorum. Akışa teslim olmak, tamamen bırakmak değil; bilinçli olarak doğru noktayı seçmek ve sonra o ele geçirilmiş durumu övgüyle karşılamak sanatı.

Ve bu, her maceranın, her fotoğrafın, her nefesin küçük bir matematik problemi olduğunu gösteriyor. Ve ben, o denklemin bilinmeyen değişkenini hep ben olarak görüyorum.